murat.bagis @ hotmail.com

“İlkokul Öğretmenim Ahmet Sarıgül’e”

 

          Bu içli bir hatıradır

          Bir öğretmenden unutamadığı, unutamayacağı bir öğretmene adanmıştır

          Bir yanı saygıdır bu hatıranın bir yanı acıdır. Ama en çok kavurup kül eden bir hasretlik öyküsünü içinde barındırır.

            …

          Bir Eylül günüydü.

          Yaz bitmişti.

          Oyun arkadaşlarımın hepsi okula kaydoluyorlardı. Beni de kaydet okula dedim babama. Tamam dedi.

          Ve yürüdük.

          Çorapsız ayaklarımla, üstten delikli lastik ayakkabılarımla, yeni bir dünyaya adım atıyor olmamın heyecanıyla özümde büyüttükçe büyüttüğüm tek katlı taştan okulun kapısından içeri girdik.

          Henüz küçük, seneye gelecek dedi müdür. Ağladım, haftalarca kapı önünden izledim siyah önlükleriyle, beyaz yakalarıyla okula gelip giden mahalle arkadaşlarımı.

          Nereden bilecektim o sene okula gidemememin ömrüm boyunca unutamayacağım insanla tanışmama sebep olacağını.

          Hafif sarıya kaçıyordu saçlarınız. Bizim ürkekliğimize inat güven veriyordu bakışlarınız. İlk günden biz sizi siz bizi kazanmıştınız. Elinizde tahta bavulunuz tepenin yamacına kurulu köyümüzde teneke kaplı sınıf kapımızdan içeriye girdiğiniz anda bize armağan olmuştu varlığınız.

          Tebeşirli elleriniz, gençliğiniz, sevdikleriniz, geride bırakıp geldikleriniz, soluk albümünüzdeki siyah beyaz resimleriniz… 

          Neyiniz varsa hep bize adadınız. Bizim için ne gemiler yaktınız, bizim için ne hayallerinizi ertelediniz, bizim için ne umutlarınızı suya attınız.

           …

          Köyde Kalıyordunuz öğretmenim. O kocaman yüreğinizle o küçücük lojmana nasıl da sığardınız. 

          Her an bizim hayatımızdaydınız. Öyle paydos olunca hemencecik bizden ayrılmazdınız. 

          Hepimizi tek tek gülerek ve dahi öperek sınıftan uğurlardınız.

          Kimi zaman sokakta bizimle oynar, kimi zaman bizimle koşardınız. 

          Akşamları evimize gelirdiniz habersiz. 

          Bizi yoklardınız. 

          Utanırdık gelmezdik yanınıza, oturmazdık aynı odada. Ama öğretmenim sanmayın sizden uzaklaşırdık. Kapı deliğinden sırayla izlerdik sizi.

          Biz size hayrandık.

            …

          Öğretmen güler miydi?

          Öğretmen koşar mıydı?

          Öğretmen oynar mıydı?

          Öğretmen ağlar mıydı?

          Bütün önyargıları, bütün duvarları, bütün engelleri hep siz yıktınız. 

          Güldünüz, koştunuz, oynadınız, ağladınız.

          Siz konuştunuz biz okulu sevdik. 

          Siz konuştunuz biz okumaya yemin ettik. 

          Siz konuştunuz biz zorlu hayat yolunu adım adım geçtik.

          Doğruyduk, çalışkandık. Siz bizi hep mutlu da ettiniz.

          Yıllar geçti.

          Dökülen sonbahar yaprakları gibi döküldü takvim sayfaları.

          Sene 1986. 4. Sınıf bitmiş, 5’e başlıyorduk.

          Yaz tatili bitmişti. Bir eylül günüydü yine. 

          Yabancı bir adamla girdiniz siz içeriye. Ben gidiyorum, işte yeni öğretmeninin dediniz.

          Tıpkı annem gibi ağlıyordunuz.

          Tıpkı babam gibi sarıldınız öylesine samimi hepimize.

          Her zamankinden daha sıcaktı o gün öpücükleriniz.

          Gitme kal diyemedim.

          Ve siz elinizde aynı tahta bavulunuz köyün toprak yolundan usul usul yürüyüp gittiniz.

            …

          Gidişinizle üzdünüz, ağlattınız. 

          Sizsiz kalan bu köyde kahrolduk hepimiz. 

          Şimdi uzaklardasınız. 

          Kim bilir nerede, hangi şehirde, hangi okuldasınız.

          Artık dönmeyeceksiniz biliyorum. 

          O samimi, o içten gülüşlerinizle konuk olmayacaksınız artık kerpiç duvarlı toprak damlı evlerimize.

          Siz gittiniz, şimdi gözüm yaşlı, içimde kapanmak bilmeyen bir yara. 

          Ben hiç büyümeseydim, siz hiç gitmeseydiniz. 

          Ben 10 yaşında kalsaydım, siz benim ilk öğretmenim olsaydınız hala.

          Kalmadı ne çocukluğumdan ne çocukça tutkularımdan eser. 

          Bir adınız öğretmenim, bir adınız kaldı bırakıp gittiğiniz kadar kalan yüreğimizde. Bir de o şen sesiniz tek katlı taştan okulumuzun sınıflarında. 

          Dün gibi durur iziniz hala kara tahtalarda.

          Biliyor musunuz öğretmenim. Artık bende öğretmenim. 

          Beni okuttuğunuz binada ayak bastığınız her yerdeyim. Nereye baksam, nereye yönelsem hep siz çıkıyorsunuz karşıma. Hangi öğretmenin yüzüne baksam hep siz gelirsiniz aklıma. 

          Gülmeyi de, ağlamayı da, kızmayı da ben sizden öğrendim.

          Ben sizim, ben sizin eserinizim.

          Hiç unutmadım sizi unutamadım öğretmenim. 

           ***

          Her yeni gün yeni bir heyecanla başlayan, kilitli kalplerin paslı kilitlerine ulaşabilen, kapıları açan, açtıkça değiştiren, yıllar sonra adına hatıralar yazılan, öğretmen değil, “öğretmenim” olabilen uzun bir meslek yaşamı diliyorum bütün öğretmenlerimize.